ETİ'nin merhum kurucusu Firuz Kanatlı'nın torunu... ETİ Gıda'nın Yönetim Kurulu Başkan vekili ve ikinci ismi Emir Turan... Dün gece instagram'dan çok ilgi çekici bir fotoğraf paylaştı...

Kendi tabiriyle 24 yıl sonra yeniden eline fırçayı almış ve bir resim yapmış... Öyle üstün körü değil, şövalyesini koymuş, tuvali karşısına almış, odasına kapanmış, fırçasını konuşturmuş... 
Yıllar sonra yaptığı resmin görselini de, "Ve ortaya böyle bir şey çıktı. İsmi: “Rebellion to False God”. Açıkçası ben çok tatmin olmadım, ama 24 sene sonra en azından bir tane resim yapmış oldum" diyerek paylaşmış... 

Emir Turan'ın sanatsal yönlerini uzun süredir biliyoruz... Özellikle de müzikle ilgisini... Hatta son dönemde ETİ'deki bazı kulüp projelerinin de onun fikri olduğunu duymuştuk. Geçmişte ABD'de Giggem gibi müzik sektörüne yönelik bir projeye imza atmışlığı da var... 
Ama bu resim başka bir şey... Çok daha başka... 

Sonuçta Eskişehir'in en büyük firmasının başkan vekili, "ETİ'nin veliaht ismi" olarak anılan, bana göre Eskişehir'de genç kuşak iş insanları açısından da en önemli isimlerden biri... Neden böyle bir resim yaptı?

Önce resmi biraz analiz edelim, sonra neden yaptığını Emir Turan'ın kendisi anlatsın... 

"Sahte tanrıya isyan"

Emir Turan resmin adını "Rebellion to False God” koymuş... Yani, "Sahte tanrıya isyan" diye çevirebiliriz... 

Üstte şeytansı bir figür, altta bir insan figürü... İkisi de mavi tonlarda... Çevrelerinde, gözlerinde "dolar" işaretleri olan gülen yüz figürleri... 

Şeytansı figürde Turan'ın çok sevdiği "heavy metal" kültürünün etkisinin de olduğu aşikar... Açıkcası bana önce, ünlü çizgiroman Spawn'daki Todd Mcfarlane'in şeytan karakterini hatırlattı... 

İnsan figürü, şeytansı figüre dönük gibi görünüyor, ama bize de dönük gibi... Onun da başından çıkan boynuz gibi şeyler var... İkisinin aynı renklerde olması da farklı şeyler düşündürüyor... O karakter isyan eden mi, yoksa isyan ettiğine dönüşen mi? Resimdeki zıtlığı kurarken, iki karakteri aslında bütünleştirmesi ilginç... 
Çevredeki gülen yüzlerdeki dolar işaretleri resme çok daha somut ve "ekonomik" bir anlam katıyor elbette... Resmin genelini de düşününce akla ilk gelenler, "vahşi kapitalizm", "açgözlülük", "para ve güç hırsı" gibi şeyler değil mi?

Emir Turan'dan "Tyler Durden" yazısı... 

Peki Emir Turan bu resimle ne anlatmak istiyor? Resme döktüğü iç dünyasında neler düşündü de bu resmi yaptı? İşte o kısım, Emir Turan'ın bir süre öncesinde yazdığı bir blog yazısında gizli... 

"Hayatımda ilk kez blog yazısı yazdım" diyerek Linkedin sayfasından yayınladığı, "TYLER DURDEN vs 2020" başlıklı blog yazısında... 


Tyler Durden, izleyenler bilir, kült bir film olan "Fight Club - Dövüş Kulübü"nün ünlü karakteri... Emir Turan, yazısının başında bu filmi derinlemesine ve çok iyi şekilde analiz etmiş. Devamında dediklerine de izniyle köşemde yer vermek istiyorum, çünkü bence çok önemli...

"Robotlara, tüketicilere dönüşüyoruz"

Emir Turan yazısının devamında şunları söylüyor:

"Şimdi gelin bu son derece kısa ve aslında hikâyenin tam olarak özüne ve derinliğine inememiş olsa da bu özetin üzerine filmde verilen mesajları gerçek hayatımızda tahlil edelim.
Bu yazıyı okuyan hepiniz, ben de dâhil olmak üzere modern ve medeni hayatın içinde yaşıyoruz. Hemen herkesin bir işi var ve para kazanmak zorunda. Para kazanmak zorunda çünkü en başta temel ihtiyaçlar olmak üzere herkesin kendisi için belirlediği bir hayat standardı var. Örneğin binmek istediği araba, periyodik olarak gitmek istediği restoran, giymek istediği kıyafet markası, tatil yapmak istediği otel vb…
Peki, bu “standartları” gerçekten kişiler mi belirliyor? Hayır. Tüm bu standartlar bizlere reklamlarla, pazarlama aktiviteleri, sinema, televizyon, diziler, sosyal medya ve ünlüler aracılığı ile bir üst akıl sistemi tarafından dayatılıyor. Belki zorla değil, ama bilinçaltımıza işlenerek, bu standartların sayesinde insanın “değerli ve tam” olacağı, gerçek bir imaj sahibi olacağı mesajı ile dayatılıyor. Ve insanların beyni öyle bir yıkanıyor ki, sürekli olarak kuyruğunu kovalayan kedi gibi hep bu standartların peşinden koşan, ama hiçbir zaman yakalayamayan bir sarmala giriyor, özümüzden ve iç dünyamızdan uzaklaşıp adeta programlanmış robotlara, tam manası ile “tüketicilere” dönüşüyoruz. Tatmin edilen her standardın ardından kişi aynı sarmala tekrar giriyor ve hayatımız boyunca bu paradoksun içinde yaşayarak zamanımız gelince ölüyoruz."

"Bir yanda aşırı zenginler, bir yanda fakirler"

"Oysa bir düşünün: Bir insanın hayatını ikame ettirebilmesi için nelere ihtiyacı var? Bedensel yaşam için besin, soğuktan ve sıcaktan korunmak için barınak ve giyecek. Tüm bunlara ek olarak sadece sağlık hizmeti sayılabilir. Bu kadar. Geri kalan her şey? Lüks! Bu kadar.
Şimdi diyeceksiniz ki “Ama modern dünya artık böyle işlemiyor, herkesin kendini mutlu etmek için bazı lükslere ihtiyacı oluyor”. Haklısınız. Gerçekten de çalışılarak kazanılan para sonrası alınabilen lüks eşyalar insana mutluluk veriyor. Peki, bu mutluluk kalıcı oluyor mu? Daha da önemli bir soru: Siz mutlu musunuz?
Etrafınıza bakın. Dünya’nın tamamına yayılmış bir gelir adaletsizliği, terör, halen devam eden üstü kapalı kast sistemleri var. Bir yanda şatafat ve israf içinde yaşayan, ölümünü bile geciktirecek kadar kendilerine bakılabilen aşırı zenginler, bir yanda en temel besinlere ulaşamayan, en temel sağlık hizmetlerinden bile yararlanamayacak kadar fakirlik içinde yaşayan insanlar var."

"Beyaz yakalı köleler"
"Ve belki de en acısı, her gün gittiği işinde hiçbir anlam bulamayan, ama modern dünya düzeni içinde yaşamak için buna mecbur olan, 52 haftanın sadece 2 haftasında dinlenmek için didinen, sözde standartlara ulaşmak için debelenen, kısa yaşamları her dakika sona biraz daha yaklaşan “beyaz yakalı köleler."
"İnsanoğlu sizce bu haliyle mutlu mu? Veriler bu soruya hayır cevabını veriyor. Depresyona giren, anti-depresan ilaçları kullanan ve hayatlarında hiçbir anlam bulamayan insan sayısı insanlık tarihinde olmadığı kadar yüksek.
Daha da acısı, hiç kimse bu durumun sebebini sistemde aramıyor. Herkesin suçlayacak birisi var. Patronu, eşi, ailesi, çevresi ve en kötüsü de kendisi.
Tüm bu yazdıklarıma bazıları şöyle bir cevap verebilir: “Sen ne konuşuyorsun, sen de bu sistemin bir parçasısın”…

"Gelir adaletsizliği, modern kölelik, global ısınma..."

"Evet, doğru, ben de bu sistemin bir parçasıyım. Hatta beni sistemin körükleyicilerinden biri olarak bile görenler çıkabilir. Sistemin karşı konulamaz gücü benim de üzerimde. Ancak sorguluyor ve arıyorum. Doğamıza daha uygun, insanlığımızı ve özümüzü hatırlamamızı sağlayacak daha doğru bir sistemin ne olabileceğini arıyorum. Bugüne kadar mevcut sistemin anti-tezi olan birçok sistem ortaya atıldı. Ancak hepsinin geçersizliği zaman içinde meydana çıktı ve mevcut sistem güçlenerek yoluna devam etti. Belki de mevcut sistem tezine tam zıt bir anti-teze değil, daha hibrit bir sisteme, bir senteze ihtiyacımız var.
Şu an 2020 yılındayız. Endüstriyel devrimin üzerinden 220 yıldan fazla zaman geçti. İnsanoğlu teknoloji, sağlık, iletişim ve üretim açısından gerçekten çok ileri aşamalara geldi. Ama evrenin kozmik dengesi içinde tüm bu kazanımların bir bedeli oldu. Gelir adaletsizliği, modern kölelik, iklim değişiklikleri, global ısınma, doğal kaynaklar ve besin kıtlıkları, hızla tüm dünyaya yayılabilen hastalıklar, kitle imha silahları, ruhsuzluk, depresyon ve kaybedilen varoluş anlamı."

"Peki ya siz mutlu musunuz?"

"Savım insanlığın tekrardan avcı-toplayıcı özüne dönmesi gerektiği tabii ki değil. Bu gereksiz olduğu kadar bu saatten sonra mümkün de değil. Dövüş Kulübü filminde anlatılan şekilde radikal eylemler yapmakta tabii ki savunduğum bir şey değil. Ancak bir yerlerde bizleri özümüze tekrardan kavuşturacak, hayatımızı anlamsız hedeflerin odağından çıkaracak, insanlığın tamamını tatmin edebilecek, dahası insanların kısa yaşamlarını hem daha mutlu hem de daha anlam dolu yaşayabilecekleri, maddiyat odaklı değil, maneviyat ve insancıllık yönlerimizi tekrardan ortaya çıkarabilecek, bunu geliştirebilmemize olanak sağlayan bir sistem.
Yıl 2020. Sistemin yan etkileri artık kendisini en net şekilde göstermeye başladı. Bugün sistemin içinde bunları yaşayan biz yeni yetişkinler halen bir şekilde devam edebiliyoruz. Ancak bir sonraki nesil için bu yan etkiler daha da artacak ve içinden çıkılması neredeyse mümkün olmayacak bir hale gelecek. Ben sorguluyor ve arıyorum. Şu ana kadar net şekilde emin olduğum tek şey ise insanlığın yeni bir manevi devrime, bir uyanışa ihtiyacı olduğu.
Peki ya siz? Siz mutlu musunuz? Siz de sorguluyor ve arıyor musunuz?"

***

Türkiye'nin en büyük şirketlerinden birinin, Eskişehir'in de en önemli firmasının ikinci başkanı söylüyor bunları...

Eskişehir'in vergi rekortmenlerinden biri söylüyor bunları... 

Ve şunu soruyor : Siz mutlu musunuz? 

İşte bu yüzden çok önemli ve dikkat çekici... 

Bence Emir Turan'ın bu yazısı ve yaptığı resim oldukça konuşulacak... 

Beni düşündüren bir nokta da ne biliyor musunuz?

Eskişehir'de de böyle "sorgulayan ve arayan" yeni bir kuşağın da habercisi olabilir mi bu yazı ve bu resim? Ya da bu yeni kuşağın bir isyanı?

Eskişehir olarak da sorsak mı bu soruyu... 

Biz mutlu muyuz?