En sonunda beni de dâhil ettiler şu instagram’a!

Neden?

Serkan Zengin aradı, “Ağbi bu akşam instagram’da bir müzayede yapacağım. Toplanan para ile Yeşiltepe mahallesindeki bir bakkalın veresiye defterini satın alacağız. Senin instagram hesabın yok, o yüzden bir tek seni arayıp haber verdim. ‘Instagram hesabım yok’ diye kaçamazsın, senin de katkını bekliyorum” dedi…

“Sen de mi katıldın bu kervana, zimem defteri kapatacaksın yani. Osmanlı’dan beri sürer bu gelenek. Çok iyi düşünmüşsün” dedim, sanki benim fikrimi soruyormuş gibi!

İki kişilerdi ekranda, yanına Faruk Akay’ı almış, eski püskü şeyleri satıyorlar…

Faruk ağbi arada bağlananları, “Sana 3 bin yakışır” diyerek fırçalıyor, çok hoşuma gitti, sonuna kadar izledim. Sonra öğrendim ki, 31 bin liradan fazla para toplanmış…

Bu cuma akşamı, aranmayı beklemeden izlemeye başladım…

Eskişehir’in Mithat ağbisi, Mithat Körler var bu kez Serkan Can Zengin’in yanında. Sağ olsunlar, topladılar paraları, Mithat ağbi ‘başka bir yere bağlanmak’ için ayrıldı, bu kez Eskişehirlilerin yakından tanıdığı Şimal bağlandı yayına…

İkinci yayın sonunda toplanan para 110 bin lirayı aşmış…

Tam bu miktarı öğrendiğimde sevincimi eşimle paylaşırken NTV’de bir haber gördük: “İzmir’de Konak Belediyesi düzenlediği kampanya ile kenar mahallelerdeki bakkalların veresiye defterlerini kapatmak üzere 155 bin lira topladı.”

Arkasından biraz araştırdım, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve ülkenin değişik şehirlerinde birçok Valilik, belediye ya da organizasyon yapıyor bu işi…

Bizim Serkan Zengin ise tek başına girişmiş bu işe…

...



Geçenlerde Serkan Can Zengin’i yakından tanıyan bir arkadaşımla sohbet ediyoruz, ben konuyu açınca, “Yav şu Serkan ne yapıyor öyle, şöyle bir baktım, şarkıcıları almış yanına para istiyordu birilerinden” demez mi?

Sinirlendim…

“Senin gibi Batı kafasındaki kişilere Doğu Medeniyeti’ni öğretiyor, ne yapsın!” dedim…

Benim sinirlendiğim anlaşılınca telefon konuşması sonlandırıldı…

Batı Medeniyeti, birey olmayı önemser ve bireyin özgürlüğünü kutsar. Ve aslında Doğu Medeniyeti’nin vücut bulduğu topraklarda yaşayanlar da işin bu kısmının büyüsüne kapılır ve bilinç oturmadığı için, işi sadece bireyin özgürlüğü zanneder. Ve hatta bu, bireyciliğin ve özgürlüğün de b.ku çıkıncaya kadar sonuna gitmesi gerektiğine inanır…

Sadece kendisinin önemli olduğunu sanır, kişiler arasındaki rekabeti kutsar, yaşamak istediği özgürlüğün, başkasının özgürlük sınırını aştığını fark etmemeye başlar…

Bir süre sonra, kendisinden başka kimsenin, doğru düzgün işler yapmayacağını, yapamayacağını düşünmeye başlar ve aksi gibi kendi dengi olarak gördüklerinin, ‘alt tabakadaki’ kişilerle irtibat kurmasını yadsır…

Daha sakin anlatmam gerekirse, birey olmanın ne demek olmadığını bilmediği için, kendisi gibi olanları kıskanır, kendisi ‘kadar’ olmayanları küçümser ve önemsizleştirir…

Batı Medeniyeti aslında bunu söylemez ya da söylemek istemiyormuş gibi görünür, ancak bu medeniyeti benimseyenlerin büyük bölümü ister istemez, kendiliğinden, bu notaya gelir ve “Her koyun kendi bacağından asılır” diyerek, yanı başında olan insanlara, aslında ‘beraber’ yaşadığı insanlara kayıtsız kalır, bunun aksini yapanlara da sinir olmaya başlar…

Kıskançlık tavan yapar anlayacağınız, üstelik, ‘kıskanmanın aslında eksiklik’ olduğu da unutularak…

İşte buna “Batı kafası” diyorum ben!..

...

Peki, şu bizim Serkan Can Zengin ne yapıyor, ne söylüyor?

“Mahalle” diyor…

“Bakkal” diyor…

“Borç kapatacağız” diyor…

“Beraber” diyor…

Doğu medeniyeti, “aile, mahalle ve vatan” sacayakları üstüne kuruludur…

Kişi, yani birey, ailesine ve dolayısıyla akrabalarına, ardından mahallesindeki komşu ve esnafa, nihayetinde ülkesine, vatanına ve devletine karşı sorumludur. Kişi (birey) zaten sınırlı olması gereken özgürlüğünden, ailesi, komşusu ve vatanı için biraz daha feragat edebilir. Bu fedakârlık aslında bir gün kendisine, şahsi özgürlüğü konusunda katkı sağlayacak, “beraber” yaşayan insanların gücüyle kendisini daha güçlü ve özgür hissedecektir…

İşte Serkan Can Zengin bunu yapıyor…

Yaptığı müzayedeleri izledim. Zaman zaman gözyaşlarıyla zaman zaman tezahürat yaparak…

Şimal’in, Mithat ağbinin, Faruk ağbinin, Serkan’ın her satılan ‘şey’ sonrasında para verenler için söylediği “Allah kabul etsin” sözlerine, şöyle kocaman, tumturaklı bir “Amin” diyerek izledim…

Eşimin de “Amin” dediğini duydum, benim gibi izleyenlerin “Amin” diye bağırdıklarını hissettim…

Serkan Can Zengin, yakından biliyorum, yönettiği okullardaki çocukların, önce birey olmasını ve özgür olmanın değerini kavramasını istiyor. Çocuk bunu yaşarken, çevresinde gördüğü disiplin ile ‘dünyada tek başına’ olmadığını kavramaya başlıyor ve ardından ailesi, akrabaları, komşusu, mahalle esnafının önemini fark ediyor, aslında farkına vardığını hissetmeden. Sonunda vatanı için fedakârlıkta bulunan kahramanlarımızı öğrenmiş, vatanını seven, özgürlüğünün tadını çıkaran bir birey olarak mezun oluyor…

Evet, “yakından biliyorum” diyorum, çünkü kızımdan biliyorum…

Serkan Can Zengin, okuldaki veliler de ister ve destek verirse, çocuklarımızın, Batı medeniyetinin ‘gerçek’ değerini sindirmiş, Doğu medeniyetinin ışığında yükselmesini sağlıyor…

...

Serkan Can Zengin…

Kendisi böyle bir kişi olmasaydı…

Kendi işinde bunu yapmayan, bu durumu içine sindirmemiş birisi olsaydı…

Bu yaptığına, “şov” der, ardından, “birkaç şarkıcıyı yanına alarak, kendi reklamını yapıyor” diye eklerdim…

Serkan Can Zengin, ‘batı kafasında’ yaşayan biri olsaydı, yaptığını kınar, “değerlerimizi sömürme” diye tepki gösterirdim…

Serkan Can Zengin, Batı medeniyetinin, doğru temel noktalarını içine sindirip Doğu medeniyetinin ışığına katıyor…

“Ey özgür birey, gel, sen ve ailenle birlikte, mahallemizdeki esnafımızın defterini kapatıp onu rahatlatalım, komşumuzun derdine biraz olsun çare olalım” diyor…

“Allah razı olsun” diyoruz, “Allah kabul etsin” diyoruz, gücümüze, durumumuza göre katkı yapıyor, şehrimizde beraber yaşadığımız insanların mutluluklarını yüreğimizde hissediyoruz…

Yani…

“Batı kafasındaki” bireyselci, kişi rekabetçisi kıskançlara ders veriyoruz…

Çok da iyi yapıyoruz…

Allah kabul etsin!..

- - - - - - -