ESKİŞEHİR HABER

Eskişehir’de 20 Saat Enkazda Kaldı: O Geceyi Anlattı

17 Ağustos 1999 depreminde Eskişehir’de yıkılan Tarhan Apartmanı’ndan sağ çıkan Meral Şurabatır, 20 saat süren yaşam mücadelesini anlattı.

Abone Ol

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçmesine rağmen yaşanan acılar hafızalardaki yerini koruyor. Depremin hissedildiği Eskişehir’de yıkılan tek bina olan Tarhan Apartmanı’nın enkazından yaklaşık 20 saat sonra sağ çıkarılan Meral Şurabatır, o gece yaşadıklarını ve kaybettiği yakınlarını anlattı.

45 Saniyelik Deprem Türkiye’yi Yasa Boğdu

Kocaeli/Gölcük merkezli deprem, 17 Ağustos 1999 günü saat 03.02’de meydana geldi. 7,4 büyüklüğündeki ve yaklaşık 45 saniye süren deprem Türkiye’nin birçok noktasında hissedildi.

Resmi raporlara göre depremde 17 bin 480 kişi yaşamını yitirirken, 23 bin 781 kişi yaralandı. Afette 285 bin 211 evin de hasar gördüğü kayıtlara geçti.

Eskişehir’de 33 Kişi Tarhan Apartmanı’nda Hayatını Kaybetti

Depremin etkilediği kentlerden biri de Eskişehir oldu. Tepebaşı ilçesi Merkez Yeni Mahallesi Sivrihisar-1 Caddesi’nde bulunan 8 katlı Tarhan Apartmanı çöktü. Eskişehir’de deprem sırasında yıkılan tek bina olan apartmanda 33 kişi hayatını kaybetti.

O dönem 16 yaşında olan Meral Şurabatır da binanın 4’üncü katındaydı. Enkaz altında yaklaşık 20 saat kalan Şurabatır, ekiplerin uzun süren çalışmaları sonucunda sağ olarak kurtarıldı.

“Aradan 27 Yıl Geçti Ama Hâlâ İlk Günkü Gibi”

Bugün 42 yaşında olan Şurabatır, depremin üzerinden yıllar geçmesine rağmen yaşadıklarını unutamadığını belirterek şunları söyledi:

“17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'ni Eskişehir'de yaşadım. Eskişehir'de yıkılan tek binadaydım. Oraya misafir olarak gitmiştim. Enkazda kaldığım 20 saatlik yaşam mücadelesini kazandım ve şu an buradayım. Aradan 27 yıl geçti ama hâlâ ilk günkü gibi acısı çok taze. Unutulmuyor ya da en azından biz unutmuyoruz. Unutanlar tabii ki var. 17 Ağustos dediğimizde, 'Neydi ki?' diyenler var. 'Ateş düştüğü yeri yakar' diye bir laf vardır, gerçekten öyle. Benim kayıplarım da oldu; ağabeyimi, teyzemi kaybettim. Bu sebeple Ağustos ayını hiç sevmiyorum” dedi.

“Enkaz Altındayız, Bize Kimse Yardım Edemez”

Deprem sırasında daha önce hiç böyle bir afet yaşamamış olması nedeniyle ilk anda ne olduğunu anlayamadığını anlatan Şurabatır, enkaz altında teyzesiyle birlikte kaldığını söyledi.

Şurabatır o anları şöyle anlattı:

“Deprem zamanı 16 yaşındaydım ve hayatımda hiç deprem yaşamamıştım. Deprem olduğunda ne olduğunu anlamadım. Teyzem yanımdaydı. Enkaz altında teyzemle birlikteydik. Deprem olduğunu ve binamızın yıkıldığını bana teyzem söyledi, ben o şekilde anladım, çünkü ne olduğunu anlamamıştım. Aynı evde ağabeyim de vardı. Ağabeyimden yardım istiyordum. Üzerime dolap düştüğünü düşünüyordum, dolabı kaldırmasını istiyordum. O ara teyzem söyledi, 'Meral bağırma, deprem oldu ve binamız yıkıldı, enkaz altındayız, bize kimse yardım edemez' diye söyledi.”

Enkazdaki Yardım Sesleri Zamanla Kesildi

Enkaz altında ilk saatlerde çok sayıda yardım çığlığı duyduğunu belirten Şurabatır, zaman ilerledikçe seslerin azalmaya başladığını ifade etti:

“İlk saatler enkaz altından sürekli yardım sesleri geliyordu, insanlar çığlık çığlığa bağırıyordu, ağlayan bebek seslerini duydum. İnanılmaz kötü durumdu. Zaman geçtikçe yardım sesleri, çığlıklar kesilmeye başladı. İnsanların teker teker öldüğünü düşündüm ki öyle, çünkü kurtulan sayısı çok çok az. Bildiğime göre ben son çıkan kişiymişim, benden sonra çıkan olmamış.”

Şurabatır, teyzesiyle aynı yatakta, ağabeyiyle ise aynı odada olduğunu belirterek, ağabeyinin deprem sırasında hayatını kaybettiğini, teyzesinin ise kendisi kurtarıldıktan sonra yaşamını yitirdiğini anlattı.

“20 Saat Bana 20 Yıl Gibi Geçti”

Enkaz altında geçen saatlerde karanlık, havasızlık ve hareketsizliğin büyük bir mücadeleye dönüştüğünü dile getiren Şurabatır, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sekiz katlı binanın dördüncü katındaydık. Teyzemle aynı yatakta yattığım için yanımdaydı. Teyzem yaşıyordu, ben çıktıktan sonra vefat etmiş. Ağabeyimle aynı odadaydık, karşı yatağımda yatıyordu. Doktorların söylediğine göre ağabeyim o an vefat etmiş. 20 saat bana 20 yıl gibi geçti. Gerçekten içeride zaman hiçbir şekilde geçmiyor, saat kavramı diye bir şey yok, ışık diye bir şey yok, her yer kapkaranlık. Hava yok, oksijen yok, nefes alamıyoruz. Üzerimizde kolonlar var, hareket edemiyoruz. 20 saat bu şekilde kurtarılmayı bekledim” ifadelerini kullandı.

Kurtuluşun İlk İşareti Kepçenin Sesi Oldu

Yaklaşık 20 saat sonra kurtarma ekiplerinin kendilerine yaklaştığını kepçenin sesinden anladığını söyleyen Şurabatır, enkazdan çıkarıldığı anları da anlattı:

“En son bize ulaştıklarında kepçenin sesini hissettim. Hatta teyzemle, 'Sanırım bizi buldular, üzerimizde kepçe var' demiştik. Sonra insanların seslerini yavaş yavaş duymaya başladım. O dönemin sivil savunma ekibinde olan Bayram ağabeyim, buradan çok selamım olsun, ben elimi çıkarmıştım ve o elimi tuttu. Zaten o elimi tuttuktan sonra dedim ki, 'Evet, buraya kadar bitti, kurtuldum, yaşayacağım.' Büyük bir alkış kıyamet içinde çıktım ama tabii teyzem benim kadar şanslı olamadı, teyzem ambulansta vefat etmiş.”

“Burası Bir Anıt Olarak Kalsın İsterdik”

Tarhan Apartmanı’nın bulunduğu alan, depremin ardından bir süre anma noktası olarak kullanıldı. Yakınlarını kaybeden aileler, her yıl 17 Ağustos’ta bölgeye gelerek fotoğraf ve mumlarla hayatını kaybedenleri andı.

Aradan geçen yılların ardından yıkılan apartmanın bulunduğu noktaya yeniden 8 katlı bir bina yapıldı.

Şurabatır, alanın anıt olarak korunmasını istediklerini belirterek şöyle konuştu:

“Biz ilk seneler her 17 Ağustos'ta oraya ailemle birlikte fotoğraflarla, mumlarla anmaya gidiyorduk. Yakınlarını kaybedenler gece 03.00'te orada toplanırdı. Burası bir anıt olarak kalsın isterdik. Her yıl 17 Ağustos'ta gidelim, orada en azından sevdiklerimizi analım. Tabii ki bir yer, mekan fark etmiyor anmak için ama bizim de böyle bir anıtımız olsun gerçekten çok isterdim. O caddeden hâlâ geçemem. Mecbur kaldığım sürece de, o tarafa zaten hiç bakamam.”

“Her Yer Toz Duman Olmuştu”

Deprem gecesi bölgede bulunan çevre esnafından Cemil Ün de Tarhan Apartmanı’nın yıkılmasının ardından karşılaştığı manzarayı anlattı.

Ün, “Sivrihisar Caddesi'nde 50 senelik fotoğrafçıyım. Deprem olduğunda buradaydım. İlk gelenlerdenim, hatta arkadaşımın annesi öldü. Ortalık çok kötüydü, her yer toz duman olmuştu. Benim dükkanın üstünde oturan bir astsubay vardı, onunla yardıma gitmişti. Yapacak bir şey yoktu, çok üzüldük” şeklinde konuştu.

< type="adsense" data-ad-client="ca-pub-4337995668955821">