İnsanın sevdiği birini kaybetmesi kolunu, bacağını kaybetmesi gibidir. 

Geri getiremediği evlat, eş, abi, kardeş yüreğinde daima kanayacak bir yara oluşturur.

Yıllar geçtikçe azalacağını sandığın ama katmerlenen bu yara şehit ateşinin düştüğü yerden yüreklere sıçrayan bir kıvılcımdır. 

Her doğan güne yeni umutlarla değil acıyla uyanan şehit yakınlarının gözlerinde yaşlar her an akmaya hazır. 

Hayat onlar için eskisi gibi devam edemiyor.

Çocuklarını anlatırken gözlerden süzülen yaşlar, boğaza düğümlenen kelimeler, kalplerinin burukluğu ... 

Gene de başları hep dik tutuyorlar. 

Oğullarının şehadet haberini aldıklarında yüreklerini yakıp kavuran anları anlatıyor ama sonrasında vatan sağ olsun diyorlar. 

Ortak acılar şehit ailerinin birbiriyle kenetlenmesine vesile oluyor. 

Şehit aileleri bizi en iyi şehit aileleri anlar diye düşünüyorlar. 

Konu dönüp dolaşıp şehit olan yakınlara gelse de üzülseler de andıkça o günleri kendilerini iyi hissediyorlar. 

Bayramlarda, cuma günlerinde oğlunun yüzüne bakarmış gibi şehitliklere gidip oğlunun mezarına bakıyor, saatlerce geçen yıllara ağıtlar yakıyor, içinden geçenleri kendiyle konuşuyormuş gibi anlatıyor, oğlu duyacakmış gibi mutlu oluyorlar.

Bayram şehitliklerde kutlanıyor onlar için başka şehit cenazelerinde de acılarını unutup destek olmaya gidiyor bazıları. Yüreğim kaldırmıyor diyenler de uzaktan bütün evlatlara dualarını gönderiyor.

Gaziler ve gazi yakınları için de hayat farklı bir şekilde ilerliyor. 

Vücudundan kaybetttiğin bir parça yüreğine kazınıyor ve ömrün boyunca yaptığın işi, hareketini, aileni kısacası bütün hayatını şekillendiriyor. 

Hayat içerisinde gazilerin ve yakınlarının sağlanan haklar sayesinde memnun olduğu durumlar gibi zorlandığı anlar da oluyor. Onları dinlerken insan buruluyor, onurlu duruşlarıyla da silkinip kendine geliyor. 

Onları yine en iyi gözlerinde her an akmaya hazır göz yaşları, titreyen sesleri ve boğazlarında düğümlenen kelimeler anlatıyor...