Güçlü ve Örnek Kadınlar

GÜÇLÜ VE ÖRNEK KADINLAR” YAZI DİZİSİ BU HAFTA “Kartal gibi güçlü, çalışkan, tuttuğunu koparan bir kadın.                                     ...

27 Şubat 2021, 13:27 Gülseren Şenyüzlü
Güçlü ve Örnek Kadınlar

GÜÇLÜ VE ÖRNEK KADINLAR” YAZI DİZİSİ BU HAFTA

“Kartal gibi güçlü, çalışkan, tuttuğunu koparan bir kadın. 

                                      İyi bir eş,

                                         Yürekli bir anne,

Benim için mi? Kalbini bana getirecek kadar cömert bir dost…” 

AVUKAT, UZMAN ARABULUCU,

MÜNEVVER NİLGÜN SEÇEN’ i ağırladı…

Nilgün Seçen’ i iki kelimeyle anlatın deseler ne söylerdiniz? 

Sıra dışı ve içten…

Avukat olmayı siz mi istediniz? Öyküsü var mı meslek seçiminizin?

Küçük yaşımdan beri hak ve hukukun gözetimini yerine getirmeye çalışan bir bireyim. Adalet’in sadece bir kız ismi olmaması gerektiğine yönelik savaşım, insanların hayatlarına adil olanın gerçekleştirilmesi tutkum, güçlüye güçsüzü ezdirmeme isteğim ve hukukun üstünlüğünün olmazsa olmazına inancım, avukat olmayı istememe neden oldu.

Okul birincilikleri olan, lisede fen bölümü mezunu öğrenci olarak benden beklenen doktor olmamdı. Bense ilk tercihime uluslararası diploma da alacağımı düşünerek eşit ağırlıktan tercih yapıp, İstanbul Hukuk Fakültesini yazdım. Oysaki Ankara da fakültenin çok yakınında evimiz vardı. Ankara’yı tercih etsem daha rahat şartlarda okurdum. Ancak şimdiki özgüvenim olmayabilirdi. Tek başına hayatla mücadele edip, kendi kendime yetmeyi öğrenemeyebilirdim. 

İstanbul bana her kesimden, eğitimli-eğitimsiz, zengin-fakir, farklı kültürlerden gelen insanları tanıyarak, insan ilişkileri konusunda kendimi geliştirmeyi öğretti. Avukatlık özel tercihimdi. 

İlkokulda tiyatroda bile avukat oldum

Kaymakamlık sınavlarını da kazandım, eşimin yerleşik yaşam isteğini de gözeterek, serbest olarak kendi büromda halen aktif olarak avukatlık mesleğimi sürdürüyorum. 

Çalışma yaşamında kadın olmanın avantaj ve dezavantajları neler sizce? Başarınızın sırrını açıklar mısınız?

Mesleğe ilk başladığım yıllarda baromuzda o kadar az kadın avukat vardı ki, müvekkiller bile bize ‘avukat bey’ diye hitap ederlerdi.  Öyle çok olurdu ki bu söylem:”Erkeğe mi benziyorum acaba!” diye endişelenirdim.

“Kadın avukatlar, çoluktan çocuktan, evden fırsat bulup işini yapamaz, diye söyleyerek engel olmaya çalıştıkları bile oldu. 

Ben 'kadındır yapamaz’ demesinler diye, doğum yapacağım son güne kadar çalıştım, doğum yaptım ve üçüncü günden itibaren de hem aktif bir şekilde iş yaşamıma, hem de bir partide il başkanlığı görevime devam ettim. 

Yılmadan severek çalıştım, bahane üretmedim işimi savsaklamadım ve hep kendimi geliştirdim ve aklımla yaptıklarımla kendimi kabul ettirdim. Avantajımsa müvekkillerimin kendilerine yakın görüp kendilerini bana daha rahat ifade edebilmeleri ve beni aileden biri gibi görebilmeleri oldu. Hatta bazı müvekkillerim çocuklarına benim ismimi verdiler. 

Bu meslek sayesinde normal hayatta, belki hiç tanıyamayacağım, farklı kesimlerden insanları tanıma şansım oldu; dertleriyle dertlenip, mutluluklarıyla mutlu oldum. Beni örnek alıp avukat olmayı seçtiklerini söyleyen kıymetli meslektaşlarım oldu. İnsanların hayatına dokunup, güzelliklerin gerçekleşmesine vesile oldum, benim için onur kaynağı…

“Başarılı bir kadın, gerçek bir ilişkinin değerini bilir. Lider pozisyondaki kadınların partnerleri de onları destekler. Mutsuz bir evlilik ise onlara göre değildir.”diyor psikologlar doğru mudur sizce? 

Başarılı kadınlar kendi başarılarına inanır ve kendi inançlarını destekleyen insanlar ile hayatını paylaşır. Başarının anahtarının iyi ve gerçek ilişkilerde olduğunu bilirler. Bu bağlamda, kendilerine inanan bir partner bulurlarsa evlenirler yoksa, kendisine inanmayan bir birey ile birlikte olmazlar. 

Başarı, sadece iş yaşamıyla sınırlı olmamalıdır, gerçek başarı iş, ev ve sosyal yaşamı dengeleyerek her alanda mutluluğu yakalayabilmektir. Mutlu olmak için başkalarının bizi mutlu etmesini beklemek yanlış.

 Mutluluk da mutsuzluk da aslında kendi elimizde, beynimizde…

 Hayata pozitif bakarsak, hayat bize bir limon verdi ise onu limonata yapmasını bilirsek, daima mutlu olabiliriz. 

Eşiniz de sizin gibi pozitif, nasıl başarıyorsunuz; hiç tartıştığınız, birbirinize sesinizi yükselttiğiniz olur mu?

Biz eşimle görücü usulüyle evlendik.

 Genelde flört ederken insanlar gerçek yapılarını gizleyerek karşı tarafı kazanmak için karşı tarafın istediği gibi görünmeye çalışıyor, evlenince de hayal kırıklığına uğruyorlar.

 Biz böyle bir hayal kırıklığı doğal olarak yaşamadık. Ben evlenmeden önce de asıl olan insanların kafa yapısıdır, güzellik yakışıklılık gelip geçicidir, önemli olan ruh güzelliğidir diye düşünürdüm. 

Çiftler evliliklerinde de arkadaş olmayı başarabilirlerse ve birlikte yapabilecekleri hobileri olursa evlilikleri de başarıyla yürür. 

Tabi ki bizim de görüş ayrılıklarımız var, tartışmalarımız da olur. Önemli olan konuşarak sorunları çözebilmektir. Sorunların zamanında çözülmesi çok önemli… Sorunlar halının altına sürülmemeli ancak konuşurken bir taraf sinirliyse, diğer taraf susmalı, herkes sakinleşip, makul düşününce, doğru zamanda, doğru ses tonu ve doğru anlatım şekliyle görüşülürse çözümlenmeyecek sorun yoktur. Yete rki öfke kontrolü yapılabilsin.

 Ben kolay kolay sinirlenip bağıran birisi değilim, sesimi yükseltmek yerine uygun zamanda açıklama yaparak, sorun çözmeyi tercih ederim. Eşim sinirliyken, gerekirse susar ve beni anlayabileceği zamanda anlatmayı tercih ederim. İnsan birbirini anlayınca zaten ortada sorun kalmıyor.

İki çocuğunuz var dünya tatlısı, onlarla aranız nasıldır?

Hayatta en büyük eserim canlarım Dr. BÜŞRA SEÇİL SEÇEN ve ODTÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler mezunu BUĞRA SARPER SEÇEN ’im.

Onlar benim hem evladım hem de en iyi arkadaşlarım, onlarla vakit geçirmekse en büyük mutluluğum, çalıştığım için istediğim kadar çok yanlarında olamasam da birlikte hep kaliteli vakit geçirmeye çalışıp okul dönemlerinde de eğitimlerini de yakından takip edebilmek için okul aile birliklerinde görev aldım, başkanlıklarını yürüttüm. 

Böylece ders haricinde de güzel etkinliklerde yer alarak, okul arkadaşlarıyla birlikte kendilerini geliştirebilmeleri için çaba harcadım.

Onlar da çok yönlü yürekleri insan sevgisiyle dolu paylaşmayı bilen sorumluluk sahibi bireyler oldular. Onların annesi olduğum çok şanslıyım.

Nerede ne zaman karşılaşsam sizinle güler yüzünüz, ses tonunuzdaki neşe insanı mutluluğa davet ediyor, nasıl başarıyorsunuz pozitif olmayı? 

Sevgili Gülseren Şenyüzlü, güzel bakıyor, güzel görüyorsunuz. 

Kalp kalbe karşı derler, bende sizi görünce güler yüzünüz, tatlı diliniz sayesinde çok mutlu oluyorum. Çok şanslı bir insanım sizler gibi harika dostlarım var, bana yaşam enerjisi veriyorlar. 

Pozitif düşüncenin gücüne inanırım, güzel düşünce güzellikleri beraberinde getirir. Kimseye kin nefret beslemem, bana en büyük işkence birisiyle karşılaştığımda selam verememektir. 

Olumsuz düşünceler insana yüktür, o yükü geride bırakırım.

 Herkesin mutlaka stres atmak için bir hobiye sahip olması gerektiğine inanırım, benim de müzik, tiyatro, sunuculuk, şiir yazmak, spor yapmak, resim yapmak gibi hobilerim var. Koro çalışmaları, derneklerde, vakıflarda gerçekleştirdiğimiz çalışmalar, kendimi geliştirmek için eğitimler alıp, sunumlar yapmak, konferanslar düzenlemek gibi aktivitelerim var. Aslında, işim dışında uğraşlarımın olması beni mutlu ediyor. 

Doğuştan güleç yüzlüyüm sanırım, içimden gülümsemek gelir hep; surat asamam.

İş tanımınızın sürekli koşuşturma, kriz ve stres yönetimi ve zorluklarla mücadeleyi gerektiren dinamikleri olduğunu düşünüyorum. Sorum şu olacak: Nasıl başa çıkıyorsunuz?

Güne sabah 6’ da başlarım, geç yatarım bütün günü dolu dolu yaşarım.

 Mücadeleden bıkmam, yaşım ilerlese de hiç ölmeyecekmiş gibi koşturup kendimi yenileyip geliştirmeye çalışırım. 

Zorlukları gözümde büyütmem, olumlu tarafından bakar; kesinlikle çözüm yolu olacağına inanırım. 

Örneğin; pandemi döneminde sokağa çıkamamayı bile bir nimet görüp, şiir antolojileri için şiirler yazdım.

İkinci mesleğim uzman arabuluculuk da genel alanlar yanı sıra özel tüm alanlarda da akşam ve hafta sonu Adalet Bakanlığı Arasis sitemi üzerinden verilen eğimlere katılarak uzmanlık sertifikalarımı alıyorum. 

Bazen mensubu olduğum ATSO kadın girişimciler icra kurulumuzun ve ATSO’nun toplantı ve eğitimlerine katılıyorum.

 Bazen de çok farklı konular da sertifika verilen eğitimlere katılıp kendimi geliştirmekten haz alıyorum. 

Zaman zaman radyo ve tv programlarına katılıyor, bazen de pandemi bile olsa zoom üzerinden şiir, müzik dolu programlar gerçekleştiriyoruz.

 Sergiler, söyleşiler tertipleyip Afyonkarahisar Sosyal Yaşamı Geliştirme Derneğimizde faydalı olduğumuzu görünce seviniyoruz.

Aktif bir şekilde başkanlığını yürüttüğüm derneğimiz yanı sıra, çok sayıda derneklerde de önemli görevler üstleniyorum Türk Dünyası Aşçılar Birliği Vakfını da kurma aşamasındayız. Pandemisiz dönemde de hemen her akşam bir koro, spor, tiyatro çalışması veya bir STK toplantısına katılarak gündüz yoğun iş temposunun yorgunluğunu hobilerimle atıyorum.

Evdeki Nilgün Seçen nasıl biridir?

Çocuklarının annesi, kocasının eşi görevlerini üstlenen, gece acil zorunlu bir iş olmazsa ailesiyle hoşça vakit geçirip, yemeğini yapan, mümkün olduğunca eğitimler haricinde ev yaşamıyla iş yaşamını birbiriyle karıştırmamaya çalışan bir Nilgün Seçen var.

Ailesiyle eğlenmeyi seven, hayatı tüm şartlar altında renklendirmeye çalışan, dertlere derman, gönüllere ferman olmaya uğraşan bir NİLGÜN SEÇEN.

Virajlarınız neler oldu hayatta, kırılma anlarınız, zorluklar… Sizi sizden dinleyebilir miyiz?

İlkokul öğretmenimiz bize çok yönlü olmayı öğretti. Benim konservatuara gitmem için babamla görüştü, babamsa kendisi mühendis olup sanatı seven birisi olmasına rağmen, benim konservatuarda tiyatro bölümüne gitmemi istemedi. O günden bugüne, hala içimde bir ukde olarak kaldı. 

Ortaokulda uzun kısa mesafe koşucusuydum Türkiye’yi temsilen yurt dışına gidecektik, babam yurt dışına giderken daha güvenli diye bizi Afyon’a taşıyınca yurt dışında yarışmaya katılamadım. Bu da içimde ukde oldu. 

Ben de Afyon’a gelince hocalarımızdan dört çarpı yüz bayrak koşusuna 19 Mayıst’a takımla katılma isteğinde bulundum. Takım kurduk, ben de arkadaşlarımı çalıştırdım ve yarışa katıldık. Son koşacak bendim, takımımız bir hayli geride kalmıştı,”tribünlerden‘bu çırpı bacaklı kız mı kazandıracak?’ lafını duydum. 

Bunun üzerine :“Bir kız isterse başarır, bunu ispatlamalıyım.”dedim ve öyle hızlı hırslı koştum ki, kupayı biz aldık. 

Lise bitti, ilk tercihim olan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kayıt olma hakkı kazandım. 

Orada hayatı öğrendim, zorluklar yıldırmadı, aksine beni bileyip, daha güçlü hale getirdi.

 Bir yıl yurtta kaldım, bir odada altı kişiydik, hepimiz farklı yörelerdendik; ama o kadar güzel anlaştık ki, seneler sonra birbirimizi sosyal medyadan bulduk, her yıl birkaç kez mutlaka farklı illerde de olsa bir araya geliyoruz. Sanki o gençlik yıllarımızı yeniden yaşıyoruz. 

Daha sonra arkadaşlarımdan ayrılıp, eve çıktım; fakat çıktığıma pişman oldum. Evin sorumlulukları ağırdı ve arkadaşlarımı özlüyordum. 

Ben de öğrenci evim Taksimde olduğu için öğrenci imkânlarıyla bile tiyatro, opera, bale, konser gibi kültürel sanatsal bir etkinliğe katılma imkânım oluyordu.

 Asla bir Afyonluyla evlenmem diyordum, büyük söylemişim. Afyon ‘a gelin oldum.

  Afyon’da o zamanlar şimdiki imkânlar yoktu ne koro çalışması ne tiyatro ne de başkaca ilgi çekecek etkinlik. Olumsuz düşünülen bir şey bile, olumluya çevrilip harikalar yaratılabilir derler ya doğruymuş. 

Ben de boş durup eve kapanmadım, bir siyası partide kadın kolları il başkanlığı yaptım, sonra,‘sadece kadın kollarında olmak yetmez’ dedim il başkanlığına aday oldum. Kurucu ilçe başkanı seçimle iş başına gelen ilçe başkanı ve seçimle iş başına gelen ilk kadın il başkanı olarak 15 yıl siyasetle uğraşıp milletvekili adayı da oldum. Ancak siyasette bıçak sırtında dans etmek gerektiğini, doğru söyleyenlerin dokuz köyden kovulduğunu anlayınca, siyaseti rafa kaldırdım. 

Eğitim, spor, müzik, tiyatro vb. güzelliklerle uğraşıp kendi korolarımızı kurduk, sosyal yardımlaşma amaçlı faaliyetlerde yer aldım, STK’lara destek oldum. 

Kısacası toplumu da aydınlatan, kültür ve sanata katkı sağlayan aktivitelerde bulundum. Artık Afyon da ne yapsak da zaman geçse demiyoruz. Kendi etkinliklerimizi, kendimiz yaratıyoruz. Neredeyse haftada bir gün bile boş zamanımız olmadan dolu dolu yaşıyoruz. 

Bir pişmanlığım da Afyon’da benim de Kulüp Başkanlığını yaptığım, Uluslararası LİONSAFYON LİONS’un kapanmış olmasıdır. Küçük şehirlerde LİONS kulüplerini bilmeyenler, dışa bağımlı dinsizler grubu diye haksız bir şekilde isnatta bulunuyorlar. Oysaki LİONS kulüpleri insanlığa karşılıksız hizmeti şiar edinen fedakâr ,nitelikli insanlardan oluşur. Keşke Afyon’da da devam edebilseydik. 

Çalışma yaşamına yeni atılacak kadın adaylara neler söylemek istersiniz? Onlar neyi iyi yapmalı, neyi hiç yapmamalı?

Çalışma hayatına yeni atılanlar, önce kendilerine güvenmeli, yaptığı işin mutfağında olabilmeli, en iyi şekilde yapmak için uğraşmalı.

Azimle mücadele edilirse, başarı kaçınılmazdır. Sabretmeyi bilmeli, okuyup, araştırmaktan zevk almayı öğrenmeli, bir fark yaratmalı… İlişkilere önem verip, iletişim müzakere teknikleri ile kendisini geliştirmeli, tanıtım duyurularını bilinçli bir şekilde yapmalı.

Siz yaşamı dopdolu bir kadınsınız, yaşamınız derya deniz, son olarak okurlarınıza ne söylemek isterdiniz?

Günlerinize, hayat katmayı bilin. 

Yakınıp, sitem etmek yerine, çözüm üreten olmak gerek. 

Topluma duyarlı olup, sadece kendimiz için değil, başkaları için de ışık saçmalıyız.

Dara düştüğümüzde en harika rehber, Atatürk'ün gösterdiği yolu takip etmeli, günü günde yaşamayı bilmeliyiz.

“Sevginin tüm sorunları çözen sihirli anahtar olduğunu unutmamalıyız.” diyerek bitirdi sözlerini M.Nilgün SEÇEN

Yüreği sevgi dolu, çalışkan ve örnek kadını ağırlamaktan mutluluk duyduğumu belirterek, gülümseyen bir yüzle ayrıldım, yanından, ayrılmasına da hediye ettiği şiir kitabı 

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@