24.05.2021, 10:34 475

Yunus Emre'de aşk

Tasavvufta aşk, tabii olandan ruhani hâle geçişi oradan da ilahi sonuca yükselmeyi ifade eder. Tutku, heves, muhabbet, ilgi alaka duymak, hoşlanmak gibi kelimeler etrafında dolaşıp kalmak bazen aşk gibi görünse de onu tam ifade etmekten oldukça uzaktır. Aşk, merhale merhale ilerleyerek ezeli olana kavuşmaktır. İlahi aşk, diğer aşk hâllerinden Tanrı aşkına bir yöneliştir.

     Yunus Emre, ilahi aşkın sınırsızlığını bu aşkı her zaman sözünün merkezinde tutarak izah eder. Aşk; dağa düşer, kül eyler, sulatanları kul eyler. Aşk; kayaları söyletir, akılları şaşırtır. Ona göre, herşey aşktır, herşeyin aslı ve özüdür. Anlam, bir değerdir; insanın iç dünyasını, duygu ve düşüncelerini dış dünya ile bütünleştirmesi ve içselleştirmesidir. İnsanın özü ve sözünün bir olmasıdır. Beşeri aşk da denilen tabii aşk, ilahi aşkın giriş kapıdır.

    Yunus’un sözünde aşk, ‘’İşitin ey yarenler, kıymetli nesnedir aşk/ Değmelere verilmez, hürmetli nesnedir aşk ’’ ile başlar. ‘’Miskin Yunus n'eylesin, derdin kime söylesin/  Varsın dostu toylasın, lezzetli nesnedir aşk.’’ sözüyle de gerçek anlamına varır. 

    Bir hasret duygusuyla başlar aşk, gözyaşı döktürür sevgi basamağında durur bir vakit. Sonra gönül esrik olur. Bir zaman sevda çılgınlığıyla her şeyden uzaklaşır, dünyayı sevgiliden ibaret bilir. Arınmaya başlar, içindeki nefsâni olanlardan. Kays, Mecnun olmuştur artık. O, Leyla’ya seslenir: ‘’Benden uzak dur, çünkü senin sevgin, beni senden daha çok meşgul etti.’’

   Aşkın evrensel bir özellik taşıması Yaratıcı’nın insan varlığına bir bağışıdır. Aşk, insanın cevherine işlenmiş bir özdür. Aşk, insanda var olan  iyi, güzel ve doğru hasletlerin davranışlara yansıması ve ortaya çıkmasıyla ilgilidir. Gizli, saklı bir duygunun aşikar olmasıdır.Mutasavvuflar  ;“Ben gizli bir hazine idim bilinmeyi, sevilmeyi istedim,”  kutsi hadisinden hareketle âlemlerin Tanrı tarafından  bilinmek ve sevilmek üzre yaratıldığını söylerler.

   Mevlana’nın“Her kim aşk ile yanıp tutuşmamışsa, o uçmayan, kanatsız kuş gibidir vah ona… Aşksız ömrü hesaba sayma, çünkü o sayıdan dışarıda kalacaktır.”  sözü hakikatin ilahi aşka ulaşmakla bulunacağını, aşksız bir ömrün ise boşa geçirilmiş olduğunu belirtmektedir. Şöyle devam eder Aşk Sultanı: "Aşk geldi. Damarımda, derimde kan kesildi; beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu. Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep o.."

       Aşk, kendi benliğinden sıyrılıp Hakk’a yönelmektir. Ölmeden önce ölmektir. Kendi varlığından vazgeçmektir. Yunus; ‘’Beni bende demen, ben de değilim/ Bir ben vardır bende, benden içeri’’ demekle bu sırrı ayan eder. Mevlana, Yunus’un  bu söylemini şöyle dillendirir:

 ‘’Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,
Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,
Bir öyle garip hale bugün geldim ki
Sen ben misin, bilmiyorum, ben mi senim.’’  Bu dizelerde ben ve sen kişilikleri sorgulanarak ben, senle buluşturulmakta sonuçta ben, senle birleştirilip  özdeşleştirilmektedir. Bu netice, vahdeniyet ve vahdet-i vücutla ilgilidir.

   Yunus Emre’nin aşk anlayışında hitsp edilen sadece insan değildir. O, bütün varlıklara ayırt etmeden seslenir.:

‘’Aşk makamı âlidir, aşk kadim ezelidir,
Aşk sözünü söyleyen cümle kudret dilidir.
Diyen o, işiten o, gören o, gösteren o,
Her sözü söyleyen o, suret can menzilidir.
Suret söz nerde buldu, nerde sözü iş oldu,
Suret kendi dil geldi, dil hikmetin yoludur.
Suretler ün diyemez, söz kendisi söylemez.
İşler hicapsız olmaz, risalet hasılıdır.

Bu bizim işretimiz, odur bu lezzetimiz,

İçip esridiğimiz, aşk şerbeti gülüdür.
Onu ona dersin onun, söyleyen o, söz onun,
O bizimdir, biz onun, gayrı tesbih dilidir.
Yunus sözün tak kılan, görmedi münkir olan,
Ömrün zulmete salan marifet yoksuludur.’’ 

     ‘’Aşk sözünü söyleyen cümle kudret dilidir.’’ Yunus Emre, aşkın ancak kudret diliyle söylenebileceğini ifade eder. Zira aşk, ilahidir ve ilahi olan bu kavram ancak ‘’kudret’’ in verdiği dil ile söylenebilir. Kudret dili sözü, Yunus’un özgün tamlamalarından biridir. Bir ‘’mana eri’’ olan Yunus, bu söyleyişleriyle yüzyıllardır Türkçe’ye derinlik ve yücelik kazandırmaktadır.

   Şiir, insanlar üzerinde  etkili bir edebi sanat olarak tasavvuf  kültüründe sıkça kullanışmıştır. Aşkla şiir omuzdaştır. Şiir, anlatır en gizli dili. Gönül feryadının sesidir şiir. Tabii aşktan başlar sonsuzluğun bilinmeyen yerlerine varmaya çalışır. Şiir, aşkı terennüm ettikçe ölümsüzlüğe karışır. Sonra şiirler, nağme olup bir başka gönülde kendine yer edinir. Artık o yurt, şiirle nağmenindir. Bir zaman hümanın kanadında evreni dolaşır. Gönlü güzel bir insanın dudaklarında nağmelenen ezgi  iletir aşkı en cömert duygusundan. Maşuk, pervane misali döner durur ışığında. Kanatları tutuşur pervanenin ve yandıkça daha olgunlaşır hamlığı. Hamlıktan  olgunluğa ulaşmaya yol verilir. Selam olsun, aşkın sırrına erenlere…

Türlü türlü cefanın, adını aşk vermişler,
Bu cefaya katlanan, dosta halvet ermişler.
Her kim aşka erişe aşk onunla barışa,
Kim aşka müşteriyse canına od vurmışlar.
Her kim aşka sataştı, o dem kaynadı taşdı,
Kim delidir kim uslu, dört yanında durmuşlar.
Aşktır bu afet bela, döndürür halden hale,
Dost elinden piyale hoş melamet olmuşlar.
Aşktır Yunus’un canı, başında serencamı,
Aşka münkir ademi, bu meydandan sürmüşler.

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@