Eskişehir, coğrafi konumu ve binlerce yıllık kültürel mirası, demografik yapısı, çok sesli kültürel özelliği ile dünya kentleri arasında ayrıcalıklı bir konumdadır. Eskişehir, genç ve dinamik nüfusu, yaratıcı enerjisinden dolayı, Türkiye’nin en dinamik kentlerinden biri, belki de birincisidir. Bir Cumhuriyet kenti olan Eskişehir, gelişen kültür bilinci ile ülkemizin en parlak yıldızıdır.

Eskişehir, yalnız Eskişehirliler için değil, bütün Türk dünyası için bir kültür ve sanat merkezi niteliğindedir. Yeni yüzyıl, kentlerin yüzyılı olacaktır. Kırsal nüfus git gide azalacaktır. Kentler; kimliklerini canlandırarak, kültürlerini ileriye taşıyarak ve birikimlerini paylaşarak, küresel kültürü oluşturacaktır. Eskişehir’in bu güzelliklere kavuşmasının nedeni mistik bir yaklaşımla İstiklal Savaşında verdiği mücadelenin bir armağanı olsa yeridir.          

Atatürk, İstiklal Savaşı boyunca büyük fedakârlıklar göstererek milli orduya sağladığı destekten dolayı Eskişehir ‘den övgü ile bahseder: ‘’ Eskişehir’i ve Eskişehir halkını çoktan tanırım; çok iyi tanırım; çok iyi tanırım. Mücadeleye başladığımız ilk zamanlarda bir taraftan Yunanlılar İzmir’e çıkmışlardı, diğer taraftan İstanbul’da Halife ve Padişah adı altında bulunan zat, birçok heyetler tertip ederek her tarafa saldırdığı gibi buraya da Hamdi Paşa’yı göndermişti. Onun dayanağı olarak bir yabancı kuvvet de burada bulunuyordu. Eskişehir’in içinde ve yakınında düşman kuvvetleri vardı, bizim kuvvetimiz de hiç yok idi. Öyle iken halk, vatanseverlikten, kahramanlıktan geri kalmadı. Eskişehirliler, bize çok yardım etmişlerdir. Bunu ordu, millet adına burada tekrar etmeyi bir görev bilirim. Ondan sonra, askerî harekâtın gereği olarak ordumuz, Eskişehir’e ve Eskişehir halkına özveri yüklemek zorunluğunda kaldı. Bu özveri büyük kayıpları gerektiriyordu. Ordunun varlığını kurtarmak için bu gerekli idi. Eskişehirliler bu felâkete katlanmasını bildiler. Düşman şehre girdi, burasını bir zulüm ve ateş yuvası haline koydu. İşte yıkıntının izlerini hâlâ görüyoruz. Şehir halkı bütün bunlara göğüs gerdi. Tebrik ederim. 1923’’ (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 5.12.1929)

Eskişehir’de Milli Mücadele ateşi yakanlardan birisi de  Karakeçili Alayı’nın kurucusu Bayatlı Arif Bey’dir. İzmir Merkez Kumandanı Arif Bey, şehrin işgali üzerine Bursa’ya geldi. Arif Bey, Afyon ve Eskişehir’de asker toplamaya başladı. İstanbul Hükümeti, Arif Bey’in yok edilmesi için harekete geçti. Arif Bey, komutasında oluşturulan bu askeri güce ‘Karakeçili Milli Alayı’’ denmektedir. Karakeçili Alayı Ağustos 1919 başlarında Emirdağ’da kuruldu. Karakeçili Alayı, Alaşehir Kongresi’ne  (16-25 Ağustos 1919) katılarak milli direnişin öncüsü olduğunu vurgulamıştır. 1. ve 2. Bozkır ayaklanmalarının bastırılmasında büyük rol oynayan Karakeçili Milli Alayı, daha sonra Bolu Düzce isyanlarının bitirilmesinde de büyük yararlıklar gösterdi.

Arif Bey, Afyon ve Eskişehir’deki milli hareketi örgütlediği için İstanbul Hükümeti tarafından sürekli izlenerek haklarında gereğinin yapılması isteniyordu. Arif Bey, Binbaşı Abdullah, Yüzbaşı Nurettin ve bir teğmen ile birlikte silah temin etmek için Seyitgazi Askerlik Şubesi’ni bastılar.

Milli direniş, Eskişehir ve Afyon yöresinde Arif Beyin yaktığı alevle büyüdü. Bu yörelerde teşkilatlanmasını tamamlayan milli kuvvetler düşmanı Misak-ı Milli sınırlarından atmak üzere faaliyete geçti. Direniş, adım adım büyüdü, milli ordu toparlandı.

Sevgi ve barışın çiçekli dallarını aşkın sonsuzluğuyla sergileyen Eskişehir, zamanlar üstü duruşuyla bütün evrene insanlık hayrı için muştular dağıtıyor, şu kurtuluş günlerinde Orta Anadolu’dan her yöne ve her tarafa gönül diliyle selamlar gönderiyor.