Tarihi gerçekler ışığında: Odunpazarı Belediyesi'nden asıl sahibine iade edilen külliye... Vakıflar, "vâkıfın şartı nass gibidir" anlayışıyla korunmuştur.
Tarihsel köklerimiz, medeniyetimizin inşasında vakıf müessesesine merkezi bir rol biçmiştir. Geçmişte bir çeşmeden bir köprüye, imarethanelerden kütüphanelere kadar toplumsal hayatın omurgasını oluşturan vakıflar, "vâkıfın şartı nass gibidir" anlayışıyla korunmuş, bu topraklarda adalet ve yardımlaşmanın en somut nişanesi olmuştur. Ancak bugün, bu güçlü vakıf kültürümüzün sadece nostaljik bir hatıra olarak kalmaması, hukuki, vicdani ve ahlaki birer sorumluluk olarak yaşatılması gerekmektedir.
Geçtiğimiz günlerde şehrimizde yaşanan sevindirici bir gelişme, bu hassasiyetin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Kısa süreliğine Eskişehir Odunpazarı Belediyesi’nin kullanımına bırakılan vakfa ait kıymetli bir mülkün (külliyenin), yeniden asıl sahibine, yani vakfına tahsis edilerek halkın kullanımına açılması; hem hukuki bir hakkın yerini bulması hem de vakıf ruhuna gösterilen saygı açısından son derece kıymetli bir adımdır.
Vakıf Malları Kime Emanet ve Kimler Tarafından Korunmalı?
Vakıf malları, sıradan bir taşınmaz veya geçici bir kamu malı değildir; hiçbir siyasi, ideolojik ya da farklı amaca kurban edilemeyecek kadar mukaddes, nesiller boyu süren bir kul hakkı ve ecdat emanetidir. Bu emanetin korunması ise üç temel ayağa dayanır:
Vakfın Kendi Ruhuna ve Senedine Sadakat: Vakıf kurucusunun iradesi, o kurumun anayasasıdır. Vakıf mallarını yönetenlerin veya kullananların, bu senedin ruhunu çok iyi bilmesi ve kararlarını her türlü günlük siyasi ve ideolojik kaygıdan uzak bir şekilde, yalnızca vakfın gayesine uygun alması ahlaki bir zorunluluktur. Senede sadık kalınmadığı ve bu mallar farklı amaçlara alet edildiği sürece, tabelalar üzerinde yaşayan vakıflar özünü yitirir.
Yasal Çerçeve ve Kurumsal Denetim: Manevi sorumluluk ne kadar büyük olursa olsun, günümüz modern dünyasında vakıf mallarının korunması yürürlükteki yasal düzenlemelerle güvence altına alınmalıdır. 5737 sayılı Vakıflar Kanunu ve ilgili mevzuatlar, bu malların heva ve heveslere ya da geçici tasarruflara kurban gitmemesi için en büyük kalkanımızdır. Senedin ruhu ile kanunun gücü birleştiğinde vakıflar gerçek anlamda korunmuş olur.
Kamuoyu ve Toplumsal Hassasiyet: En güçlü denetim, halkın vicdanıdır. Yaşanan bu son örnekte olduğu gibi, vakıf mallarının asıl sahiplerine dönmesi ve yeniden kamu yararına, halkın hizmetine sunulması toplumsal bir sahiplenmeyi gerektirir. Yerel yöneticilerden mülk sahiplerine kadar herkesin bu bilince ortak olması şarttır.
Tarihi Mirasa Sahip Çıkmak Geleceğe Borcumuzdur
Bu tür olumlu gelişmeler, vakıf mallarının asıl gayesine hizmet etmesi noktasında güzel bir emsal teşkil etmektedir. Vakıf senedinin ruhuna uygun düşen, hukuki ve adil zeminlerde yürütülen bu tür kararlar, şehrimizin tarihi dokusuna ve kültürel mirasına duyulan saygının da göstergesidir.
Unutulmamalıdır ki vakıflar; şahısların, siyasi iradelerin ya da geçici kurumların malı değil, bu milletin ortak hafızası ve geleceğidir. Bu emanet hiçbir siyasi ya da ideolojik hesaba alet edilmeden, yalnızca asıl ruhuna uygun şekilde yaşatıldığı sürece ne tarihimiz gölgelenir ne de emanetler zayi olur.