“Yine aynı kişi.” Bu cümleyi en çok kadınlar kuruyor. İlişkiler değişiyor, isimler farklılaşıyor ama his tanıdık kalıyor.
“Yine aynı kişi.” Bu cümleyi en çok kadınlar kuruyor. İlişkiler değişiyor, isimler farklılaşıyor ama his tanıdık kalıyor. Çünkü insan çoğu zaman huzuru değil, bildiği duyguyu seçiyor.
Psikolojide buna duygusal tekrar denir. Beyin, çocukluktan itibaren tanıdığı ilişki dinamiklerini güvenli kabul eder. Bu dinamikler sağlıklı olmasa bile tanıdık olduğu için çekici gelir. Sabretmek, idare etmek, beklemek; sevginin şartı gibi öğrenilir.
Bu tekrarların arkasında çoğu zaman “sevilmek için çabalamalıyım” inancı vardır. Sevgi, koşulsuz bir bağ olmaktan çıkar; hak edilmesi gereken bir ödüle dönüşür. Böyle olunca kişi, sınırlarını korumak yerine uyum sağlamayı seçer. Sessiz kalır, anlamaya çalışır, tolere eder. Fakat her tolere ediş, benliğinden biraz daha vazgeçmek anlamına gelir.
Kadınlar genellikle ilişkide yük almayı, anlamayı, sessiz kalmayı “iyi olmak” zanneder. Oysa bu durum zamanla tükenmişlik, değersizlik ve yalnızlık hissini beraberinde getirir. Sorun hep karşımıza çıkan insanlar değil, onlara neden çekildiğimizdir.
Sağlıklı ilişkiler tanıdık olduğu için değil, güven verdiği için iyi hissettirir. Güven; belirsizlik, kaygı ve değersizlik yaratmaz. Kalbi yoran ilişkilerde “aşk” yüksek, huzur düşüktür. Oysa psikolojik olarak iyi gelen bağlar, dramatik değil dengelidir.
Değişim karşıdakini değiştirmekle başlamaz. Asıl dönüşüm, kendi seçim biçimini fark etmekle olur. Çünkü fark eden kadın, aynı döngüye tekrar girmez.
Bazen mesele doğru insanı bulmak değil; doğru duyguyu seçmeyi öğrenmektir.